|
Geçen gün Antakya mutfağından bahsedince aklıma mezeleri takılı kaldı. Ne zaman hazırlayabilirim diye vakit kollarken cumartesi gelen arkadaşlarımıza yapma fırsatını buldum. Ama bir ayrıntıdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Ben kolay bir menüyle tüm hazırlıkları iki saatte bitirir, resimlerini çeker, pc ye atarım diye planlar kurarken yemekler bile ucu ucuna yetişti. Eğer bir ön hazırlığınız yoksa (haşlanmış nohut, közlenmiş patlıcan..vb.) her bir meze sizi bir yemek kadar oyalıyor. Bu yüzden humusu hazırlarken nohutu bolca haşlayıp kalanları dipfrize attım. Patlıcanları da bir daha evde közlemeyip fırına göndermeyi ve yine dondurucuda stoklamayı düşünüyorum. Neyse ki mezeler lezzetleriyle bizi her daim büyülediğinden bu uğraşılara değdiğini düşünüyoruz. Bu akşamki misafirlerimde bu konuda aynı fikirde olunca çok mutlu oldum. Çocukların cıvıltısı, arkadaşların sohbeti ise ilaç gibi geldi.
Bu büyüklerin sofrası.

Bu da 3 prens ve 1 prensesin sofrası.

Menüm Antakya mutfağı üzerine kurulu olunca sofradakiler, mercimek çorbası, sini kebabı, pilav, salata ve mezelerdi. Yapmayı planladığım künefe maalesef yetişmedi, tatlıyı hazır aldık.
Sini Kebabı:

Patlıcan salatası:

Cevizli biber (muhammara) ve Humus:

|
|